Biyoloji

Canlı ve Çevre

Tek hücreli canlılarda tüm canlılık olayları bir hücrenin içinde gerçekleşir.Çok hücreli canlılarda farlılaşma sonunda oluşan yapı ve işlevleri farklı hücreler dokuları,organları sistemleri organizmayıoluşturur.Sağlıklı bir organizmayı oluşturan dokular ve organlar yapı ve işlevleri farklı olmasına karşılık birlikte uyumlu bir şekilde çalışırlar.Böylece bitkiler ve hayvanlar milyonlarca hücreden yapıldıkları halde tek bir organizma olarak iş görebilirler.Çok hücrelilerdeki bu uyumlu çalışmayı sağlayan sistemlere düzenleyici sistemler denir.
Düzenleyici sistemler endokrin sistemle ve sinir sistemden oluşur.
UYARI:
Düzenleme bitkilerde sadece endokrin sistemle yapılırken,hayvanlarda hem endokrin, hem de sinir sistemiyle birlikte sağlanır.
A.SALGI BEZLERİ
Hayvanların ve insanların vücudunda kandan aldıkları ham maddelerle özel kimyasal salgılar üreten organlara salgı bezleri denir.Salgı bezi salgılarına ve salgılarını verdikleri yere göre üç çeşittir.
1.Açık Bez (Dış Salgı Bezi=Ekzokrin bez)
Salgısını görev yerine bir salgı kanalıyla ulaştırırlar. Gözyaşı, tükrük ve ter bezleri bu guruba girer.
2.Kapalı Bez
Salgısını doğrudan kana veren bezlerdir. Hipotalamus,hipofiz,böbrek üstü,paratiroit ve tiroit bezler bu gruba girer.
3.Karma Bez
Hem açık,hem de kapalı bez olarak görev yapan bezlerdir.Pankreas,mide,ince bağırsak ve eşeysel bezler bu guruba girer.Salgısını direkt kana veren bezlere iç salgı bezleri dendiğini yukarıda belirtmiştik.İç salgı bezleri tarafından kana salgılanan,kan yolu ile hücrelere dağılarak belirli organlara giden ve düzenleyici görevleri olan kimyasal maddelere hormon</</a>b> denir.
Hormonların Özellikleri:
- Az miktarda olsa etkilerini gösterirler.
- Hayvanlarda ve insanda kanla, bitkilerde floemle taşınırlar.
- Kanalsız bezlerden salgılanırlar.
- Sinir doku tarafından da salgılanırlar.Sinir uçlarından hormon salgılanmasına nörosekresyon denir.
- Etkilerini yavaş yavaş ve uzun sürede gerçekleştirirler.
- Hormona has reseptörünü kaybeden hücreler hormon tarafından etkilenmez.
- Az veya çok salgılandıkları zaman çeşitli metabolik bozukluklar meydana getirirler.
- Genellikle protein veya steroid yapıda olan büyük moleküllerdir.
Görevleri:
- Vücudun büyümesini kontrol eder.
- Üremeyi düzenler ve ikincil eşey özelliklerinin gelişmesine yardımcı olur.
- Vücudun iç dengesinin kurulmasında (homeostasi) görev alırlar.
- Sinir sistemiyle birlikte koordinasyon ve bütünleştirme görevini yaparlar.

B.İNSANDA İÇ SALGI BEZLERİ


1- Pineal bez 2 - Hipofiz bezi, Epifiz bezi, Hipotalamus 3 - Tiroid bezi, Paratiroid bezi 4- Timüs bezi 5- Böbrek üstü bez 6- Pankreas 7- Yumurtalık 8- Testis
İnsan vücudundaki düzenleme ve denetim olaylarını sağlayan en önemli merkez beynin tabanında bulunan hipotalamustur.Hipotalamus bütün iç organlarla ve beynin diğer bölgeleriyle sinirsel bağlar kurmuş durundadır.İnsanın, iç ve dış ortamında meydana gelen değişiklikler,duyu organlarındaki reseptörlerle algılanarak sinir merkezlerine iletilir.Alınan uyartının cinsine göre hipotalamustan ilgili bezi faaliyete geçirerek salgılatıcı faktör (RF) denilen madde salınır.Bununla etkileşen bez,hormonlarını salgılayarak faaliyete başlar.Bu özellikleriyle hipotalamus sinir sistemiyle,hormonal sistemi birbirine bağlayan bir köprü niteliğinde olan temel yapıdır.İnsanın endokrin sistemini meydana getiren başlıca iç salgı bezleri hipofiz,tiroit,paratiroid, böbrek üstü,pankreas, epifiz,timus, ve eşeysel bezlerdir.

1.HİPOFİZ BEZİ

Kafatası kemilerinden temel kemiğin Türk eğeri denilen çukuruna yerleşmiş nohut büyüklüğünde pembe renkli bir bezdir.Ön, ara ve arka lop olmak üzere üç kısımdan oluşur.Ara lop epitel dokudan meydana gelmiştir.İnsanda sadece fetüste görülür. Kurbağa,sürüngen ve bazı memelilerde bulunur.Ön lop epitel hücrelerden ,arka lop ise sinir hücrelerinden meydana gelmiştir. Hipofiz küçük bir bez olmasına rağmen diğer endokrin bezlerin hakimi olarak bilinir.Büyüme ve eşeysel olgunlaşmada etkilidir.Hipotalamustan çıkan sinirsel hormonlar hipofizi etkiler.
Hipofizin ön lobundan salgılanan en önemli hormon büyüme hormonudur.Bu hormon,bütün vücutta mitozu hızlandırır, hücrenin farklılaşmasını sağlar.Kemik oluşumunu gerçekleştirir.Bu hormonun, büyüme çağında az salgılanması durumunda cücelik fazla salgılanması durumunda ise devlik meydana gelir.Yetişkin bir insanda büyüme hormonunun fazla salgılanması sonucu el,ayak,burun ve çene kemiklerinde orantısız bir büyüme meydana gelir.
Ön loptan büyüme hormonundan başka,eşey bezleri olan testisleri ve yumurtalığı uyaran (FSH,LH ve LTH), böbrek üstü bezlerini uyaran (ACTH) ve tiroit bezini uyaran (TSH) hormonları salgılanır.
Hipofizin arka lobundan antidi üretik hormon(ADH=Vasaprossin) ve oksitosin hormonları salgılanır.Bu hormonlardan ADH yetersiz salgılanırsa böbreklerden aşırı su kaybına yani suyun idrara geçmesine sebep olur.Bu hastalığa şekersiz şeker hastalığı denir.Bu kişilerde bol idrar oluşur.İdrar çok suludur ve şeker ihtiva etmez.
Arka loptan salgılanan diğer bir hormon olan oksitosin ise,doğum sırasında rahim kaslarının kasılmasını sağlar.Ayrıca doğumdan sonra süt bezlerinden sütün salgılanmasına yardımcı olur.
UYARI:
Hipofizin arka lobundan salgılanan hormonlar endokrin bezleri değil,direkt hedef organı etkiler.

2.TİROİD BEZİ
Tiroid bezi insanda gırtlak bölgesinde bulunan iki parçadan meydana gelmiş bir bezdir.Bu beze çok sayıda kan damarları ve sinirler girer.Tiroit bezini iki hormonu vardır.
a.Tiroksin:
İyot içeren bir hormondur.Çok hücreli canlılarda hücreledeki oksijenli solunum hızını artırır ve düzenler.Kandaki troksin miktarı artarsa hücrelerin oksijen kullanımı artar.(Bazal metabolizma yükselir.)
İnsanlar ve sıcak kanlı hayvanlar yılın soğuk aylarında daha fazla tiroksin salgılarlar.
b.Kalsitonin:
Kandaki Ca++ miktarını düşürücü etkiye sahiptir.Ca++ minerallerinin kemikte birikmesini sağlar.Bu hormon paratiroit bezinin hormonlarıyla birlikte çalışır.İyot yetersizliği durumunda, tiroit bezi normal salgısını yapabilmek için daha çok çalışır ve büyür.Bu hastalığa Guatr denir.Tiroit bezi yeterli hormon salgılamaz veya aşırı çalışarak fazla hormon salgılayabilir. Her iki durumda da bir takım aksaklıklar görülür.
Tiroit Bezinin Aksaklıkları:
- Kanda tiroksin az ise;
a.Bazal metabolizma düşer.
b.Aşırı şişmanlık görülür.
c.Vücut ısısı düşer.
d.Uyuşukluk hali görülür.
- Kanda tiroksin fazla ise;
a.Bazal metabolizma artar.
b.Solunum hızlandığından kilo kaybı olur.
c.Vücut ısısı düşer.
d.Sıkıntı ve depresyon hali,göz bebeklerin de büyüme ve kalp çarpıntısı görülür.
Gelişme devresinde tiroit bezi az çalışırsa ahmaklık durumu ortaya çıkar.Böyle çocuklarda cücelik,zeka geriliği ve eşey bezlerinin gelişmediği görülür. Ergenlik yetişkin dönemde troit beznin az salgı yapması deride şişlikler ve kıl dökülmesine sebep olur.Bu durumdaki kişilerde ruhen ve bedenen uyuşukluk lar görülür.
3.PARATİROİD BEZLERİ
Bu bezler tiroid bezinin arka yüzeylerine gömülmüş olarak bulunan dört küçük bezdir.Parathormon salgılarlar.Bu hormon kemiklerden ve bağırsak epitelinden kana Ca++ geçişini hızlandırır.Vücutta Ca++ ve P metabolizmasını düzenler.Parathormon az salgılanırsa kanda Ca++ seviyesi düşer.Kaslarda ağrılı kasılmalar ve titreme görülür.Çok salgılanırsa,kas ve kemiklerden kana Ca++ geçişi hızlanır ve kaslar uyartılara geç cevap verir.

4.BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİ
Böbreklerin üst kısmında bulunan iki küçük bezdir.Zengin kan damarları taşıyan bu bezler yapı ve fonksiyon bakımından iki kısma ayrılır.Kabuk kısmından kotizol ve aldosteron adında iki hormon salgılanır.Kortizol protein ve yağ metabolizmasını düzenler. Protein ve yağların glikoza dönüşmesini sağlayarak kandaki şeker oranının yükselmesini sağlar.Aldosteron hormonu ise vücudun su ve iyon dengesinin düzenlenmesinde etkilidir.
Böbrek üstü bezinin öz kısmından adrenalin denilen bir hormon salgılanır. Adrenalin vücuttaki şeker metabolizmasını düzenlemekle ve kan basıncını ayarlamakla sorumludur.Korku,hiddet,sevinç,heyecan gibi durumlarda kanda adrenalin miktarı artar.Böyle durumlarda kan şekeri ve kan basıncı yükselir,kalp atışları hızlanır,göz bebekleri büyür.Böbrek üstü bezi hormonlarının yetersiz olması durumunda deri tunç rengini alırKan basıncı düşer,iştahsızık,kaslarda zayıflama ve genel halsizlik görülür.
5.PANKREAS
Midenin alt kısmında bulunan karma bir bezdir.Açık bez olarak enzim,kapalı bez olarak hormon salgılar.
a.Dış Salgı (Enzimler):Pankreasın dış salgısını oluşturan pankreas özsuyu oniki parmak bağırsağına taşınır.Bu salgı içinde besinlerin sindirimde görev alan enzimler bulunur.
b.İç Salgı (Hormonlar):Pankreasın iç salgısını oluşturan hormonlar üretildikten sonra kana verilir.Pankreas insülin ve glukagon diye adlandırılan iki hormon salgılar.
İnsülin;kan dolaşımında glikozun belli bir seviyede kalması sağlar.Kanda şeker (glikoz) seviyesi yükselirse,pankreastan salgılanan insülin kan yoluyla karaciğe geçer.Karaciğerde glikozun.glikojen ve yağlara dönüşümünü hızlandırır.Böylece kandaki glikoz miktarı normal seviyesine düşer ve glikozun fazlası karaciğer veya kaslarda depolanmış olur.İnsülin kas ve diğer vücut hücrelerinin zar geçirgenliğini artırarak glikozun girişini hızlandırır.İnsülinin karbonhidrat metabolizmasına ait etkisi üç madde halinde özetlenebilir. Glikoz metabolizmasının hızını artırır.Kan şekerinin miktarını azaltır.Dokularda glikojen depolanmasını sağlar.
İnsülin horonunun az salgılanması halinde kanda glikoz anormal derecede yükselir ve Diabetes mellitusdenilen şeker hastalığı ortaya çıkar.Bu hastalıkta kanda glikoz fazlalığı glikojen ve yağ halinde depo edilemez,bunun aksine reaksiyonlar tersine döner,karaciğer glikojeni ve vücut yağları glikoza dönüşerek kanın şeker seviyesi daha da artar.Böbreklerden glikozun fazlası geri emilemez,glikoz idrara geçer.Ayrıca yoğun olan idrar,idrardaki suyun kana geri emilmesini azaltarak,idrara geçmesine neden olur.Bu nedenle şeker hastaları çok miktarda idrar yapar ve atılan suyu karşılamak için su içerler.
Şeker hastaları çok yemek yedikleri halde devamlı kilo kaybederler.Çünkü vücut hücreleri enerji kaynağı olarak glikoz yerine yağ ve proteinleri kullanır.
Glukagon:Karaciğerden kana glikoz geçişini hızlandırarak kan şekerini yükseltir.Kanda glikoz seviyesi düşerse,böbrek üstü bezlerinden salınan Adrenalin karaciğerdeki glikojenin glikoza dönüşümün sağlar.Pankreasra glukagon salgısını artırır glukagonda glikozun,karaciğer hücrelerinden kana geçmesini sağlar.Böylelikle kan şekeri belirli seviyede tutulmuş olur.
6. EPİFİZ VE TİMUS BEZLERİ
Epifiz,dişide yumurtalıkların çalışmasını durdurucu etki yapar.Erkekteki etkileri tam olarak bilinmemektedir.Dokuz yaşından sonra körelir ve kaybolur.
Timus,çocukluk evresinde büyüktür,fakat gençlik çağının başlamasından sonra küçülür.Çocukluk çağında çalışan bu bez ergenlik döneminden itibaren görev yapmaz.Bu nedenle büyümede ve eşeysel olgunluğa erişmede etkili olduğu düşünülmektedir.Bağışıklık sisteminin çalışmasında etkilidir

Paylaşıma aç

Attachments:

Reply to This

Replies to This Discussion

Hiç Eskimeyen Moda : ANTİAGİNG

Op.Dr.Hasan Doğan
info@denizliozon.com

Yaşamak, ama yaşlanmamak.
İnsanoğlunu peşinden sürükleyecek iki kelime. Sürüklüyor da. Yunan Mitolojisindeki “Gençlik Pınarı”, Anadolu masallarındaki “Ab-ı Hayat”, Ortadoğu halklarının ortak destanı olan Gılgamıştaki, “ölümsüzlük arayışı”, Lokman Hekimin ırmağa uçan ölümsüzlük reçetesi. Demek ki bu son zamanların modası antiaging , hep modaymış.

Peki bu konunun, kapitalist ekonominin en iyi satan metası olmanın yanında, bilimsel yönü nedir? Tamamlayıcı tıp konularını bilimsel çerçevenin içinden gören bir hekimin kaleminden bunu irdelemeye çalışacağım.

Neden ve Niçin yaşlanıyoruz: Bu soruya verilen 300 cevaptan sadece temel 5 teoriyi yazmaya çalışacağım.


1-Telomeraz teorisi: Her hücre bölünmeden sonra kromozomlarda kısmi DNA kaybına uğrar. Bunun sonunda sürekli bölünen ve oluşan yeni hücrede telomer kısalır ve biter. Artık hücre bölünemez ve yaşlanır. Ölür. Her hücre 50-150 kez bölünür. Her 5 günde bir mide mukozası tamamen yenilenir. Yağ dokusu her 3 haftada bir değişir. Koku epitelyum 4 haftada bir yenilenir. Deri Hücreleri en fazla 14-15 gün yaşarlar. Aslında gelecek yıl şuandaki hücrelerimizin %98 i değişmiş olarak hayatımıza devam edeceğiz. Ölümsüzlük enzimi (Telomeraz), 1984 yılında keşfedilmiş. “Bu enzime, hücrelerin hangi sıklıkta bölündüğünü unutturursak daha uzun yaşarız.” Gelecekte on yılda bir biyolojik saatimizi geriye almak için gen teknolojisine baş vuracağımızı ön gören bilim adamları var. Biyolojik saati böylece geriye alırız çalışmaları yapılmış ancak bu çabalar sadece bazı hücrelerin ömrünü uzatmakta başarılı olmuştur.

2- Hormon Teorisi: Hormonlar sistemik etkiye sahiptir. Yaşlanmayla birlikte hormon üretimi azalır. Bu durum önemli bazı proteinlerin oluşumunda azalmaya neden olur. Osteoporoz , kas hacminin azalması,menapoz, andropoz, zihinsel faaliyetlerin azalması sonucu yaşlanma oluşur. Yıllar geçtikçe vücudumuzun hormon dengesi bozulur.Yorgunluk,hastalık ve unutkanlıktan yakınırız. Vücudumuzu bir arabanın motoruna, hormonlarıda motorun yağına benzetirsek,yağ seviyesi düşükse motor zarar görür.çok fazla yağda zarar verir.

Hormon dengesizliğine yol açan nedenler:
1- Obesite
2- Uykusuzluk
3- Stres
4- Hastalıklar
5- Yanlış Beslenme
6- Bedensel Aktivite Eksikliği

Yaşlandığımız için hormon düzeyleri düşmüyor,hormon düzeyleri düştüğü için yaşlanıyoruz.

Tüm memelilerin yaşam süresinin saptanması 7 kuralına uyar.Yaşam süresi her türün iskelet gelişmesini tamamladığı sürenin 7 katıdır. İnsan türü iskelet gelişimini 20-25 yılda tamamladığına göre,insan için yaşam süresi 7 x 20-25=140-175 dir. O halde hormonlarımızın biyolojik düzeyde tutmayı başarırsak,175 yıl yaşayabilmemiz lazım.
Örneğin melatonin düzeyi 45 yaştan sonra önemli düzeyde düşer. Bu düşüş zincirleme bir reaksiyonla diğer hormonları da azalmasına neden olur. 65 yaşındaki insanların yarısı yok denilecek kadar az büyüme hormonlarına sahiptir. Endokrin sistemin daha az etkin olması,organizmadaki sistemlerin yavaşlamasına,halsizliğe,immün sistem bozukluğuna,kilo almaya yani yaşlanmaya neden olur. Son yıllardaki bilimsel araştırmalara göre,hormon replasmanı ile endokrin sistemdeki düzensizliğin giderilmesi yaşlanmaya karşı savaşta en etkin silahtır. Bugün birçok fonksiyon bozukluğu,bireysel hormon düzeyinde denge sağlanarak tedavi edilmektedir. O halde hormonları kullanarak yaşlanmayı durdurabiliriz. Kadında östrojen ve progesteron kullanılarak osteoporozun durdurulması, büyüme hormonu, DHEA ve DHEAS kullanılarak yapılan yerine koyma tedavilerin de kısmi iyileşmeler elde edilse de, hormonların yaşlanmayı durdurduklarına dair henüz net bir bilimsel kanıt saptanamamıştır.

3-Serbest radikaller : Serbest radikaller vücudumuzun normal metabolik faliyetleri sonucu oluşur. Dış halkaların da bir veya birden fazla sayıda eşleşmemiş elektoron taşıyan zararlı moleküllerdir. Ayrıca çevre faktörleri (Endüstri artıkları, güneş ışınları,ağır metaller, sigara, alkol, çeşitli kimyasallar v.s.) tarafından olumsuz etkileniriz. Serbest radikaller dokuda birikerek dokunu fonksiyonlarını engeller, böylece yaşlanma oluşur. Pek çok kronik hastalığın oluşumunda etkin rol oynarlar. Güneş ışınları ve sigara vücudumuzda serbest radikallerin oluşumunu hızlandırır. Eğer serbest radikal DNA dan bir elektron çalarsa DNA zarar görür. Hergün bu olay onbinlerce kez tekrarlanır.

Serbest radikal oluşumunu önlemek için :

1-Az kalori alarak serbest radikal oluşumunu önleyin
2-Bol sebze, meyve, kurubaklagiller tüketin
3-Ölçülü bedensel aktivite yapın
4-Dünyaya iyimser bakın (meditasyon, yoga, sosyal ilişkiler, stersten uzak yaşayın

Anti oksidanları kullanarak, serbest radikallerin bu olumsuz etkilerini ve oluşmalarını engelleyebiliriz, böylece dokunun yaşlanmasını önlemiş oluruz. Yeterli vitamin ve mineral alarak organizmayı dengeleyebiliriz. Antioksidanlar : E- Vitamini, C- vitamini, A-vitamini, Çinko,Selenyum, Magnezyum dur. Bu moleküller direk etkilerinin yanı sıra anti-oksidasyon sistemimizi ( Süper oksit Dismutaz, katalaz, Glutatyon) aktive ederek organizmayı serbest radikallerden korur. Ençok rağbet gören ve meta haline getirilen ürünler bunlardır.

4-Eskime Teorisi: Kronolojik yaşlanma,
Yaşam enerjimizin zamanla yavaşlaması ve tükenmesi teorisidir. Mitokondrilerde besinle yakılarak enerjiye dönüşmektedirler. Bu sirkülasyon kronolojik olarak yavaşlayıp bozulmaktadır. Yani zamanla aşınma durumu. Bize verilen yaşam enerjisini tükettiğimiz zaman ölüyoruz. 1930 larda ortalama yaşam 40-45 iken, şimdi 75-80 lere çıktı. Bulaşıcı hastalıklar, enfeksiyonlar, apandisitten ölümler artık yok . Jeanne Calment 1997 de 122 yaşında, Hüssein Shadlı 1999 da 148 yaşında öldü. Kronolojik yaş ve biyolojik yaş aynı şey değildir. Biyolojik yaşımızı genç tutmak mümkün. Metabolizmayı yavaşlatırsak, yaşlanmayı da yavaşlatmış oluruz. Metabolizması hızlı olan fare, sinek gibi canlılar yaşam enerjisini çabuk tüketirken. Daha yavaş olan fil, kaplumbağa ve sürüngenler çok uzun yaşamaktalar. Bir bal arısı 600 000 km uçma kapasitesi sahip bir yaşam enerjisi ile doğuyor. İşçi arı bu 600.000 km yi 6 ayda uçarak tüketiyor ve ölüyor. Ancak ana arı hiç kovandan çıkmadığından 5 yıl yaşayabiliyor.

Daha çok uyku, daha az stres, az yemek, az yorulmak, sonuçta rölanti de yaşamak… tabi ki bu tarz bir uzun yaşamak size uygunsa

5- Bağışıklık Sistemi Teorisi : Bağışıklık sistemimiz yaşam süresince birçok mantar, bakteri, virus tarafından saldırıya uğramaktadır. Sürekli mücadele etmektedir. Ayrıca oluşan atık maddeleri vücuttan atmaya çalışır. Zamanla dengesi bozulur ve yaşlanma kaçınılmaz olur.

Kemik iliği, Timüs bezi,lenf bezleri, tonsiller, barsaklar ve deri bağışıklık sisteminin ana öğeleridir.Yaşlılarda bağışıklık sisteminin zayıflamasında timüs bezinin küçülmesi çok önemlidir. 60 Yaşında normal bezin ancak %5 i kalır. Yabancı hücre ile kendi hücresini ayırt etme yeteneği azalır. Kanser ve latent enfeksiyonlar bu nedenle bu yaş grubunda artmıştır. İmüz ekstreleri ve bağışıklık sistemini güçlendiren detox ürünleri bu yaş grubunda daha çok tercih edilir.

Sonuç : Konu oldukça önemli ve kapsamlı gibi görünmektedir. Yaşlı nüfusun artması bu konuya ilgiyi daha da arttırmaktadır. Kaliteli bir yaşam için yaşam tarzı ve beslenmenin önemi hergün daha iyi anlaşılmaktadir. Bu da koruyucu hekimliğin altın kiymetinde olduğunu birkez daha göstermektedir.

Kaynaklar.
1- Nazlıkul H. Hayatı Keşfet Alfa Bası yayıncılık, 2004, İstanbul
2- Saraçoğlu.İ.A, Bitkisel Sağlık rehberi, Şan Ofset, İstanbul, 2006
3- Yılmaztürk M, Antiaging,Remzi kitapevi,2005,İstanbul

Reply to This

RSS

About

Ahmet Demirel Ahmet Demirel created this Ning Network.

Badge

Yükleniyor

© 2009   Created by Ahmet Demirel on Ning.   Create a Ning Network!

Badges  |  Report an Issue  |  Privacy  |  Terms of Service

Sign in to chat!